Bir asır sonra, Muîn-i Zafer

Kentin en eski camilerinden biri olan Kaptanpaşa Camii‘nin pencereleri alimünyum, taş duvarları sıvadan. Eşsiz ahşap kaplamaları, camiye ismini veren resimler boyayla örtülmüş! Cami restorasyonu, kent sulietindeki eski bir hatırayı canlandırırken, Sultan Abdülhamid’in kayıp amiral gemisi Muin-i Zafer’i de gün yüzüne çıkardı.

Bir asır sonra, Muîn-i Zafer

Kentin en eski camilerinden biri olan Kaptanpaşa Camii‘nin pencereleri alimünyum, taş duvarları sıvadan. Eşsiz ahşap kaplamaları, camiye ismini veren resimler boyayla örtülmüş! Cami restorasyonu, kent sulietindeki eski bir hatırayı canlandırırken, Sultan Abdülhamid’in kayıp amiral gemisi Muin-i Zafer’i de gün yüzüne çıkardı.

Mehmet YEŞİLKAYA
Mehmet YEŞİLKAYA
09 Ekim 2018 Salı 17:17
Bir asır sonra, Muîn-i Zafer

Bazen eski bir konağı andıran Haliç’in kıyısında kendisi küçük ama 5 asırlık tarihi ve hatıralarıyla büyük bir mabet... Mihrabı niş, ahşap çatısı içten kubbeli ve göbeğinde altın yazıyla yazılmış 1318 tarihli bir ayet... Giriş merdivenlerinde su ayetiyle bir çeşme. Ve sıvaları kaldırıldığında ne zaman kaybolduğu bile bilinmeyen, yapıya ismini de veren Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa’nın yeniden gün yüzüne çıkan amiral gemisi Muîn-i Zafer... İstanbul’un en eski camilerinden biri, şaheser bir restorasyon ile Kaptanpaşa Camii kentin mistik havasındaki yıllardır eksik parçayı tamamlar gibi.

Eskiden Cevrî Usta ve el-Hac Mahmud Ağaydı adı aslında. İlk banisi Gürcü asıllı el-Hac Mahmud Ağa tarafından 1567’de ahşap olarak imar edilmişti. Sultan Mahmut Han’ın hazinedarı olan ve Nakşidil Valide Sultan Türbesi’ne defnedilen Cevrî Usta’nın malından Şehremini Hayrullah Efendi marifetiyle yenilendiğinde tarih 9 Kasım 1819’u gösteriyordu.

Bugünkü minareli ve taştan görüntüsünü ise 1900’de son banisi Hüsnü Paşa ile aldı. 1853’te Sinop baskınında şehit olan Bozcaadalı Piyale Hüseyin Paşa’nın oğlu Hasan Paşa 1867’de miralay 1877’de donanma komutanı, II. Abdülhamid döneminde 1880’de Bahriye Nazırı oldu ve bu görevde en uzun süreli kalan amiral olarak dikkat çekti. Sayısız cami, okul, aşevi yaptırdı. 1903’de vefat ettiğinde Eyüp’teki türbesinde defnedilirken şair Refet Efendi’nin kaleminden camisinin kapısına şu kitabe hazırlandı:

“Kapûdân-ı hüsn-ü siret Hasan Paşa-yı deryâ-cûd Bu âli ma’bedi te’sis idüb çün Cennet’ül-me’va Okundukça... âyeti mihrâb-ü minberde Hulûs ile du’â-hân ola tâ-kim millet-i beyzâ Hüdâ banisin ecr ü mükâfat eylesün inşân Bi-Hakk beyt-i ma’mûr ü becâyı Ka’bet’ül-ülyâ Nola mihrabına yazılsa Re’fet bu güher târih Yapdı Ma’bed’ül-envar-ı pür-feyz Hasan Paşa 1318”

NEREDE BU TÜRBE, GEMİ, AHŞAP İŞÇİLİK?

Caminin yanında Cevrî Usta Türbesi kayıtlarda geçse de bugün ortada ne böyle bir türbe var ne de cami imaretleri. 1984-1985’te yapılan istimlakler sonucu muhtemel ki cami doğal dokusundan koparılarak tek başına kaldı. Peki ama ya yapıya adını veren Amiral Hüsnü Paşa gemisinin resminin sıvayla kaplanarak örtülmesine ne demeli? Restorasyon sırasında, binbir emekle, renovasyon ve konvervasyon işlemleri yapılarak (Eserin bozulmasına yol açan etkenlerin tamir ve bakım ile ortadan kaldırılması) kurtarılan bu gemi resmi şimdi caminin girişinde cemaati selamlıyor. Hüsnü Paşa, Hacı Mahmut Ağa ya da Cevrî Usta daha büyük bir cami yaptıracak güce elbette sahipti. Ama hemen yanı başındaki Eyüp Sultan’ı gölgede bırakacak bir eser düşünülemezdi. Tıpkı Osmanlı’nın dünyanın en kudretli imparatorluğu olduğu dönemde sultanların kendi sarayları dahi olsa, kentteki minare ve camilerden daha yüksek bir yapıya imza atmamaları gibi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin günümüz çizgilerini de yansıtan bir yapı icra etmek yerine kılı kırk yaran bir restorasyonla, beş asır boyunca caminin yüzünde taşıdığı çizgileri gün yüzüne çıkarması da tesadüf değildi elbette. Camiye adını veren gemi resmini sıvayla, türbesini istimlak ile yok eden bir anlayıştan kentin ruhunu oluşturan tüm yapılara hayat veren ve bir dönem dünya tarihine damgasını vurmuş bir medeniyetin uyanışının işaretiydi tüm bunlar.

Kaptanpaşa Camii’nin Muin-i Zafer’i Çanakkale’deki kahramanlığıyla ünlüydü. Gemiden sökülüp karadaki Dardanos bataryasına konulan iki top İngiliz gemilerine kök söktürdü. 

Türkiye’deki tek tual üzeri kalem işi restorasyonu 

Ahşap tavanda tual üzerine kalemişi süslemeleri ile sanatsal açıdan dikkat çeken Kaptanpaşa Camii’ne yapılan restorasyona ilişkin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı’ndan aldığımız bilgiler, adeta bir cinayeti aydınlatır gibi... Bir dönem pencereleri alüminyumla kaplanan camide tüm doğrama ve kapı aksesuarları dönemine uygun olarak yenilendi. Harim giriş kapı yanlarında bulunan pervazların özgünlüğü korunarak konservasyon uygulamaları yapıldıktan sonra boyandı. Kadınlar mahfel katına giden hasarlı merdivenler sökülüp yerine meşe malzemeden merdiven yapıldı. Özgün aydınlatma modeli olan aplik elemanları yeniden yapıldı. Ahşap döşeme üzerine halı serildi. Sıvalar, koruma kurulu onayı ve KUDEB analizlerine uygun dönem malzemeleri kullanılarak yapıldı. Şadırvan ve bahçe duvarları için ayrı proje çizilip, koruma kurulu onayıyla uygulamaya konuldu. Yaklaşık 1 milyon TL’ye mâl olan restorasyon sırasında lojmanların çimentodan tüm tavan ve duvarları da dönemine uygun boyandı. Muhdes zemin kaplamaları sökülüp yerine dönemine uygun mermer kaplama yapıldı. Özgün tavan kaplamasının bakım uygulamaları yapıldıktan sonra eksik kısımlar tamamlanarak yüzey boyandı.

Ahşap kaplama üzerinde bulunan ve Türkiye’de tuval üzerine kalem işi olarak yenilenen tek eser olmasıyla sanatsal açıdan dikkat çeken, tual bezi üzeri kalemişlerinin mekanik ve kimyasal temizlikleri yapılıp, mikro enjeksiyon uygulaması ile güçlendirilmeleri yapıldıktan sonra kalemişi ihyası yapıldı. Kubbe göbeğinde bulunan yazıya altın varak yapılarak ahşap yüzeylerinde bulunan kalemişleri ihya edildi. Teberrükât malzemesi olan mihrap üzeri Ayet-i Kerîme tablosunun mekanik ve kimyasal temizlikleri yapıldıktan sonra altın varak uygulaması yapılıp yerine monte edildi. Minarenin muhdes beton korkulukları sökülüp yerine özgün taş ile yeniden korkuluk yapıldı. 

Sıva altında bulunan Muin-i Zafer resmi büyük bir emekle yeniden hayata döndürüldü. 

Heyecan verici bir buluş

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Eyüpsultan/Kaptanpaşa Camii, kısa süre önce ibadete açıldı ancak henüz resmi açılışı yapılmadı. Caminin restorasyon çalışmaları sırasında, sonradan yapılı sıvaların kaldırılması ile ortaya çıkan ve camiye son halinin verilmesini sağlayan, Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa’ya atfen, ‘Kaptanpaşa’nın Gemisi’ olarak isimlendirilen üzeri boyalarla kaplı, bir ünlü buharlı savaş gemisi de bulunması son dönemdeki restorasyonlardaki en heyecan verici gelişme oldu. Resmin orijinal hali korunarak, Anıtlar Kurulu onayı ve Bilim Kurulu kararı ile bakımı yapıldı ve cami girişinde son cemaat mahallinde, koruma amaçlı olarak üzeri cam ile kaplı şekilde sergilenmeye başlandı.

Sıvalar altında kalmış ve o dönemin sanatsal yaklaşımını temsil eden duvar resmi olarak resmedilmiş geminin eksik kısımları Mimar Sinan Güzel Sanatlar öğretim görevlisi, minyatür ve tezhib ustası Barış Suyabatmaz tarafından, dönemsel araştırmalar yapılarak tamamlandı ve sergilenebilir hale getirildi. Suyabatmaz’ın araştırmalarına göre, bu gemi Osmanlı-Yunan Deniz Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nın kahraman gemisi Muîn-i Zafer’di. 400 ton kapasiteli, 12 topu olan ve 12 mil süratindeki merkezî bataryalı Muîn-i Zafer

Zırhlı Korveti, Osmanlı-Yunan Deniz Savaşı ve Çanakkale Savaşı’ndaki kahramanlıklarıyla ünlüydü. Muîn-i Zafer gemisinden sökülerek Dardanos Bataryasına yerleştirilen iki top, Çanakkale Boğazı’nı geçilmez yapan kahramanlıklara da imza atmıştı.

"12 toplu Muin-i Zafer, Osmanlı-Yunan savaşındaki  kahramanlığıyla da ünlüydü."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.